Bu rehber, çocuğunda ya da ergen yaştaki gencinde kaygı belirtileri fark eden aileler için hazırlanmıştır. Kaygı ve korku, çocukluk döneminin olağan duygularıdır ve çoğu zaman yaşla birlikte azalır. Kaygının yaşa göre aşırı yoğun olması, uzun süre devam etmesi ve çocuğun okul, aile ve arkadaşlık yaşamını kısıtlaması durumunda kaygı bozukluğundan söz edilir. Buradaki bilgiler genel niteliktedir; değerlendirme ve tedavi her çocuk için ayrıca planlanır.
1. Tanım
Çocuk ve ergenlerde kaygı bozuklukları, gelişim dönemine göre beklenenden belirgin biçimde fazla olan ve en az birkaç ay süren kaygı ve korkuyla tanımlanır. Bu dönemde en sık görülen ruhsal sorunlar arasında yer alırlar. Tedavi edilmeyen kaygı bozuklukları ergenlik ve erişkinlik döneminde depresyon ve diğer ruhsal sorunlar için risk oluşturur; erken tanı ve tedavi bu nedenle önemlidir.
2. Gelişimsel korkular
Belirli korkular, çocuğun yaşına uygun olağan gelişimin parçasıdır. Bebeklikte yabancılardan çekinme, okul öncesi dönemde karanlık, hayvanlar ve hayali varlıklar, ilkokul döneminde hırsızlık, doğal afetler ve hastalık, ergenlikte ise sosyal değerlendirilme ve başarıya ilişkin kaygılar sık görülür. Bu korkular genellikle geçicidir ve çocuğun yaşamını belirgin biçimde kısıtlamaz.

3. Alt türler
- Ayrılık anksiyetesi bozukluğu: Bağlı olduğu kişilerden ayrılmaya ilişkin yaşa uygun olmayan yoğun kaygı
- Yaygın anksiyete bozukluğu: Okul başarısı, sağlık, aile ve gelecek gibi pek çok konuda kontrol edilemeyen endişe
- Sosyal anksiyete bozukluğu: Akranlar ve yetişkinler tarafından olumsuz değerlendirilme korkusu
- Seçici konuşmazlık: Evde konuşabildiği hâlde okul gibi belirli ortamlarda sürekli konuşmama
- Özgül fobi: Belirli bir nesne ya da duruma yönelik yoğun ve orantısız korku
- Panik bozukluk: Daha çok ergenlik döneminde görülen tekrarlayıcı panik atakları
4. Belirtiler
Çocuklar kaygılarını çoğu zaman sözel olarak ifade edemez; kaygı bedensel yakınmalar ve davranış değişiklikleriyle kendini gösterir. Karın ağrısı, bulantı, baş ağrısı, uykuya dalmakta güçlük, kâbuslar, ağlama nöbetleri, öfke patlamaları, anne babadan ayrılmak istememe, sürekli güvence arama, yeni durumlardan ve etkinliklerden kaçınma sık görülen belirtilerdir. Ergenlerde ise sosyal ortamlardan çekilme, sınav öncesinde yoğun sıkıntı ve okula devamsızlık ön plana çıkabilir.
5. Okul reddi
Okula gitmek istememe, kaygı bozukluklarıyla sık ilişkili bir durumdur. Altında ayrılık kaygısı, sosyal kaygı, akran zorbalığı, öğretmenle yaşanan sorunlar ya da öğrenme güçlüğü bulunabilir. Çocuğun evde kalmasına izin verilmesi kısa vadede rahatlama sağlasa da okula dönüşü zorlaştırır. Okul reddinde nedenin belirlenmesi ve aile, okul ve hekimin birlikte hazırladığı kademeli bir dönüş planı önerilir.
6. Değerlendirme
Değerlendirme çocuk ve ergen psikiyatristi tarafından yapılır. Kaygının başlangıcı, tetikleyen durumlar, kaçınma davranışları, ailenin kaygı durumlarındaki tutumu ve çocuğun günlük yaşamına etkisi ayrıntılı olarak ele alınır. Çocukla yaşına uygun yöntemlerle görüşülür. Bedensel yakınmalar ön plandaysa bedensel nedenler çocuk hekimiyle birlikte değerlendirilir. Eşlik edebilen dikkat eksikliği, öğrenme güçlüğü ve depresyon da göz önünde bulundurulur.
7. Bilişsel davranışçı terapi
Çocuk ve ergenlerde kaygı bozukluklarının birinci basamak tedavisi, yaşa uyarlanmış bilişsel davranışçı terapidir. Terapide çocuk kaygının bedensel belirtilerini tanımayı, kaygılı düşüncelerini fark edip daha gerçekçi düşüncelerle yer değiştirmeyi öğrenir. Tedavinin en önemli bileşeni, korkulan durumlarla küçük ve yönetilebilir adımlarla yüzleşmektir. Anne babanın terapiye katılımı, kazanılan becerilerin günlük yaşama aktarılmasını kolaylaştırır.
8. İlaç tedavisi
Kaygının ağır olduğu, çocuğun temel işlevlerinin (örneğin okula gitmesinin) ciddi biçimde bozulduğu ya da terapiye yeterli yanıt alınamadığı durumlarda ilaç tedavisi değerlendirilir. Çocuk ve ergenlerde kullanılan ilaçlara düşük dozla başlanır, doz kademeli olarak ayarlanır ve hasta düzenli kontrollerle izlenir. İlaç tedavisi her zaman psikoterapiyle birlikte uygulanır.
9. Ailenin rolü
Aileler çocuklarını korumak amacıyla kaygı yaratan durumları ortadan kaldırmaya yönelebilir: sürekli güvence vermek, çocuğun yerine konuşmak, korktuğu ortamlardan uzak tutmak. Bu tutumlar kısa vadede rahatlatıcı olsa da kaygının sürmesine katkıda bulunur. Çocuğun duygusunun kabul edilmesi, kendi başına deneyebileceğine olan güvenin dile getirilmesi ve küçük cesaret adımlarının takdir edilmesi önerilir. Anne babanın kendi kaygı düzeyini fark etmesi de önemlidir.
10. Okulun rolü
Öğretmen ve okul rehberlik servisiyle iş birliği, özellikle okul reddi ve sosyal kaygıda tedavinin önemli bir parçasıdır. Sabah okula girişte çocuğu karşılayan bir öğretmen, zorlandığında başvurabileceği sakin bir alan ve kademeli katılım planı gibi düzenlemeler önerilir.
11. Tedavinin süresi ve izlem
Terapi genellikle haftalık görüşmelerle başlar; çocuk kazandığı becerileri tek başına uygulayabilir hâle geldikçe görüşmeler seyrekleştirilir. Okulun açıldığı günler, sınav haftaları, taşınma ya da yeni bir kardeşin doğumu gibi geçiş dönemlerinde belirtiler kısa süreli olarak artabilir. Bu dönemlerde birkaç destek görüşmesi planlanması, çocuğun öğrendiklerini yeniden hatırlamasına yardımcı olur. İlaç kullanan çocuklarda tedavinin ne zaman ve nasıl azaltılacağına, belirtilerin uzun süre yatışık kalmasının ardından hekimle birlikte karar verilir.
12. Acil başvuru gerektiren durumlar
Kaygıya eşlik eden ağır çökkünlük, kendine zarar verme davranışı ya da ölüm düşünceleri durumunda gecikmeden hekime ya da acil servise başvurulmalıdır.
Sık sorulan sorular
Çocuğumun korkuları yaşla geçer mi?
Gelişimsel korkular genellikle geçer; ancak yaşa göre aşırı yoğun ve uzun süren kaygı tedavi gerektirir.
Terapi kaç seans sürer?
Çoğu çocukta birkaç aylık düzenli terapiyle belirgin düzelme sağlanır.
Kaygılı anne babanın çocuğu da kaygılı mı olur?
Kaygıya yatkınlıkta kalıtımın payı vardır; ancak anne babanın kendi kaygısını tanıyıp çocuğa cesaret örneği olması, bu yatkınlığın bozukluğa dönüşmesini önemli ölçüde engelleyebilir.
Kaygı ilaçları çocuklar için güvenli mi?
Hekim önerisiyle, uygun dozda ve düzenli izlemle kullanıldığında güvenlidir.










